20’li Yaşlardan 30’lu Yaşlara Geçerken Hayatımızda Olan Değişiklikler

1- Arkadaşlıkların değişmesi

Yirmili yaşlardayken kalabalık bir arkadaş çevresiyle takılmanın havalı hissettirdiğini düşünüp, popüler olan ne varsa peşinden koşmaya meyilli oluyoruz. Bir plan yapılıyorsa ne olduğunu bile tam olarak bilmeden “Nasıl giderim?” diye düşünmeye başlıyoruz. Bütün günü kafede geçirmek o yaşlarda en güzel sosyalleşme araçlarından biri olabilirken, otuzlu yaşlara gelince işler biraz tersine dönmeye başlıyor.

Kalabalık arkadaş gruplarından yavaş yavaş çıkıp, gerçekten iyi hissettiğimiz insanların yanında vakit geçirmeyi tercih ediyoruz. Dışarıda bir buluşma planlanıyorsa kayıtsız şartsız katılmak yerine artık belli başlı sorularımız oluyor: “Kimler geliyor?”, “Mekân nerede?”, “Otopark var mı?” gibi…

Hatta çoğu zaman görüşme tekliflerimiz sakin mekânlarda, güzel bir kahve eşliğinde ya da ev rahatlığında gerçekleşmeye başlıyor.

2- Aşk ve ilişkiler konusundaki beklentilerin değişmesi

Yirmili yaşlarda heyecan, kelebekler, mesajlaşmalar ve “Acaba benden hoşlanıyor mu?” soruları daha merkezi bir yerde durabilirken, otuzlara yaklaşırken birçok kadın için mesele biraz daha “Bu insanın yanında kendim olabiliyor muyum?” noktasına geliyor.

Dramanın aşkla, belirsizliğin de heyecanla aynı şey olmadığını ayırt etmeye başlıyoruz. Kelebeklerin peşinden koşmak yerine, sakinlik ve huzur kavramlarına daha yakın hissediyoruz.

Çünkü zamanla anlıyoruz ki sürekli kafamızı kurcalayan bir ilişki, illa ki çok tutkulu bir ilişki olmak zorunda değil.

3- Yalnız kalmaktan korkmamak

Yirmilerde yalnız kalmak çoğunlukla “Hayatımda bir şeyler eksik” hissi yaratırken, otuzlarda yalnız geçirilen bir akşam gayet güzel bir hayatın parçası olabiliyor.

Hatta bazen bu hissi o kadar çok seviyoruz ki yalnız kalmayı bir rutine dönüştürmeye bile meyilli olabiliyoruz.

Evde tek başımıza geçirilen bir akşam, sevdiğimiz bir yemek, güzel bir dizi ve kimseye yetişmek zorunda olmamak… Bir zamanlar sıkıcı bulabileceğimiz şeyler, artık günün en güzel planı haline gelebiliyor.

4- Kendi bedenimizle ilişkimiz

Yirmilerde bedenimize daha çok başkalarının gözünden bakarken, otuzlara doğru bedenimizin yalnızca “güzel görünmesi gereken” bir şey olmadığını fark etmeye başlıyoruz.

Yirmili yaşlarda az uyku, düzensiz beslenme, bütün gün koşturmak gibi şeylerin hayatımızda hiçbir etkisi olmayacağını düşünüp yolumuza devam ederken, otuzlara geldiğimizde bugünden yarını düşünmeye başlıyoruz.

Uyku saatimizi, kahvaltıda ne yiyeceğimizi, akşam yemeğini dışarıdan söylemek yerine evde pişirip pişiremeyeceğimizi hesaplıyoruz. Vücudumuzun verdiği sinyalleri daha fazla dinliyor, ona biraz daha iyi davranmamız gerektiğini fark ediyoruz.

5- “Herkesi memnun etme” çabasının azalması

Yirmilerde “Acaba hakkımda ne düşünürler?” hayatımızın en odak cümlelerinden biri olurken, otuzlara yaklaşırken insan yavaş yavaş şunu öğreniyor: Herkesin seni sevmesini sağlamaya çalışmak sadece seni yoruyor.

Hayır demek, sınır koymak, açıklama yapmadan bir şeyi istememek ya da istemediğimiz bir şeyden vazgeçebilmek…

Bunlar yaş aldıkça gelen en güzel özgürlüklerden bazıları.

Çünkü bir noktadan sonra, herkes tarafından sevilmekten çok kendi hayatımızı severek yaşamaya başlamanın daha önemli olduğunu fark ediyoruz.

Yorum yapın