Hiçbirimizin ergenliği bal şeker geçmemiştir diye tahmin ediyorum. Aileyle kavgalar, çatışmalar, gençlik heyecanının vermiş olduğu “ben her şeyi yaparım” heyecanının yanı sıra bir de “bana bir şey olmaz” çatışması gelir. Büyükler ne söylerse batar, onlar hiçbir şey bilmiyormuş gibi gelir.
Yani büyükler de kendi geçmişlerini öyle bir anlatır ki sanırsın hiç küçük olmamış, hiç hata yapmamışlar. O zamanlarda kendi gençlikleriyle ilgili anlattıkları hikâyelerin faydası olmak yerine, aklımda canlanan tek şey “Zaman değişti, nasıl yaşıyorlarmış öyle yaa?” olurdu.
Gerçekten de zaman değişmişti. Artık okula giderken siyah önlük değil, mavi önlük giyerdik. Saçlarımızı örgü yapmak zorunda değil, toplamak zorundaydık. Bizim büyüklerimiz ergenliklerinde dışarı çıkamazken, biz izin alıp dışarı çıkabilirdik ve daha bunlar gibi bir sürü örnek…
Sonra ne oldu? Biz de büyüdük.
Şu an mavi önlük giyen nesil olarak Z kuşağını harcamaya fazla meyilliyiz. Bu “teknoloji geldi, iletişim kayboldu” cümlelerini gördükçe, ergenliğimizde tavsiye vermeye çalışan büyükleri bir kere daha görüyor gibi oluyorum.
O zamanlarda “kuşak çatışması” kavramı daha yeni yeni biliniyordu ve biz bu durumdan oldukça muzdarip olduğumuzu söyler dururduk. “Büyüklerle anlaşamıyoruz, kuşak çatışması yaşıyoruz!” cümlelerini hatırlarsınız.
Sürekli büyüklerden tavsiye dinlemek, sürekli her şeyi kendilerinin bildiklerini, bize zarar gelmesini istemedikleri için korumaya çalıştıklarını anlatan aileler…
Ne dersiniz, kendi ergenliğimizi unutup gençlere kuşak çatışmasını yaşatma sırası bize mi geldi?