Mükemmel Kişisel Gelişim Kitapları (!) Hakkında

Popülerleşen kitap furyasına kapılıp ilk kişisel gelişim kitabımı geçen sene aldım. Su gibi aktı; okurken heyecanlandım, elimden bırakmak istemedim. Hal böyle olunca kendimi keşfedeceğimi, hayata dair göremediğim detayları fark edeceğimi sandım. Tabii ki öyle olmadı…
İlkini büyük bir hevesle bir çırpıda bitirince, tahmin edersiniz ki popüler olanlardan bir tane daha aldım. Ya kardeşim bir başladım, yine ana karakter hayatından nefret eden; kendine zararlı alışkanlıklarla eziyet eden, arkadaşlarından uzaklaşmış, yalnız, mutsuz ve bıkkın bir kadın. Sonra hayatına mucize eseri biri giriyor; onunla konuşuyor, nefes egzersizleri yaptırıyor ve karakterimiz bir anda dünyasının aslında mükemmel olduğunu görüp tüm ilişkilerini yoluna koyuyor.
Daha dört beş sayfa okuduktan sonra kurgunun sonunu tahmin edebiliyorsunuz. İlk deneyiminizde her şey çok ilginç gelse de, ikincisine başladığınızda sistemin hep aynı işlediğini fark edip okumaya devam etmekte zorlanıyorsunuz -en azından benim için böyle oldu-.
Şimdi kendi hayatınızı düşünün; yalnız kaldığınızı, terk edildiğinizi, iyice dibe vurduğunuzu… Ana karakterin yerine kendinizi koyun; mucizevi biri gelip size hayatın nasıl yaşanacağını göstererek sizi o dipten tek hamlede çıkarabilir mi? Gerçekçi gelmiyor değil mi?
Geçen gün bu tür eserleri okumayı seven bir arkadaşımla konuşurken ona da sordum: “Acaba ben mi hep aynı tarzlara denk geliyorum, yoksa kişisel gelişim olayı gerçekten bundan mı ibaret?” diye. Mutlaka çok farklı şeyler anlatanlar da vardır ama arkadaşım da benimle aynı fikirdeydi.
Özetle ben, maalesef ilk kitabı heyecanla okuyup ikinciyi yarım bırakanlardanım. Kişisel gelişim kitaplarının mutlaka çok seveni vardır; niyetim yargılamak değil, sadece kendi penceremden durumu anlatmaya çalışıyorum.

Yorum yapın