Kadınlar birbirine çok şey anlatıyor.
İlk buluşmada yaşananları, sevgilinin söylediği o cümleyi, kayınvalidenin yaptığı yorumu, iş yerindeki tartışmayı, yeni alınan elbiseyi, saçın hangi kuaförde daha güzel yapıldığını…
Ama bütün bunları anlatırken bile birbirimize söylemediğimiz bazı küçük gerçekler var. Belki ayıp olduğunu düşündüğümüzden, belki kimsenin bizi yanlış anlamasını istemediğimizden, belki de “Sadece ben böyle hissediyorum.” sandığımızdan.
Oysa çoğumuz aynı şeyleri yaşıyoruz.
Mesela bazen evde yalnız kalmak istiyoruz.
Hem de kimseye kızdığımız için değil. Eşimizden, sevgilimizden, arkadaşımızdan, ailemizden kaçmak istediğimiz için hiç değil. Sadece bir akşam boyunca kimsenin “Nasılsın?” diye sormadığı, bir şey istemediği, bir yerlere yetişmek zorunda kalmadığımız bir sessizlik istiyoruz. Kapıyı kapatıp pijamalarımızı giyip saçımızı toplamadan oturmak, istediğimiz müziği açmak, mutfakta saatlerce oyalanmak ya da hiçbir şey yapmadan koltuğa uzanmak…
Bazen ihtiyacımız olan şey romantik bir akşam yemeği değil, kimsenin bizden bir şey istemediği birkaç saat.
Bunu çoğu zaman söylemiyoruz. Çünkü yalnız kalmak istediğimizi söylersek sanki insanlardan uzaklaşmak, sevgimizi kaybetmek ya da ilişkimizde bir problem varmış gibi anlaşılabiliyor.
Oysa bazen insan en sevdiklerinden bile biraz uzaklaşıp kendisine yaklaşmak istiyor.
Bir başka gerçek: Her zaman güçlü değiliz.
Kadınlara yıllardır “Her şeyi halleder.” gözüyle bakılıyor.
İşi de hallederiz, evi de, aileyi de, çocukları da, ilişkileri de…
Bir sorun olduğunda çözüm buluruz. Herkes dağıldığında toparlarız. Herkesin moralini düşünürüz. Ama bazen bizim de birinin yanımıza gelip “Sen bugün hiçbir şeyi halletme, ben hallederim.” demesine ihtiyacımız var.
Bunu istemeye utanıyoruz. Çünkü güçlü görünmeye o kadar alıştık ki, yorulduğumuzu kabul etmek bile bazen bize zayıflık gibi geliyor.
Bazen arkadaşlarımızı kıskanıyoruz.
Bunu söylemek pek hoş değil, biliyorum.
Ama gerçek.
Arkadaşımızın aldığı arabayı, çıktığı tatili, evini, ilişkisini, kariyerini, hatta bazen saçlarının ne kadar güzel olduğunu bile kıskanabiliyoruz. Bu, onun başarısını istemediğimiz anlamına gelmiyor. İnsan aynı anda hem “Senin adına çok mutluyum.” deyip hem de kendi hayatını sorgulayabiliyor. Onun güzel bir haberini duyunca gerçekten seviniyor, sonra eve dönüp kendi hayatımıza bakıp “Ben neden hâlâ burada sayıyorum?” diye düşünebiliyoruz.
İkisi aynı anda mümkün.
Belki kadınların birbirine daha çok söylemesi gereken şeylerden biri de bu:
Başkasının ışığını fark etmek, kendi karanlığımızı itiraf etmek anlamına gelmez.
Bazen sadece kendimizi başkalarıyla kıyaslamaktan yoruluyoruz.
Sosyal medyada gördüğümüz o kusursuz kadınların hayatlarına bakıp kendi dağınık mutfağımızı, makyajsız yüzümüzü, ertelenmiş işlerimizi ve kararsızlıklarımızı yetersiz buluyoruz. Sonra telefonu kapatıp “Ben neden böyle hissediyorum?” diye kendimize kızıyoruz.
Belki de sorun bizde değildir.
Belki de sürekli başkalarının hayatının vitriniyle kendi hayatımızın arka odasını karşılaştırıyoruz.
Bazen güzel görünmek istemiyoruz. Sadece güzel hissetmek istiyoruz.
Her gün saçımızın kusursuz olması, makyajımızın tam olması, üzerimizde en güzel kıyafetlerin bulunması gerekmiyor. Bazen eski bir tişörtün içinde kendimizi daha güzel hissediyoruz. Bazen saçımızı toplamadan, yüzümüze hiçbir şey sürmeden aynaya bakıp “Bugün böyle iyiyim.” diyoruz.
Ve belki kadınların birbirine söylemediği en büyük küçük gerçeklerden biri şu:
Her gün kendimizi sevmiyoruz.
Bazen bedenimizi beğenmiyoruz.
Bazen fotoğraflarda kendimizi görünce fotoğrafı silmek istiyoruz.
Bazen yaş aldığımızı fark edip üzülüyoruz.
Bazen geçmişteki halimizi özlüyoruz.
Bazen de geçmişteki halimize bakıp “İyi ki artık o kadın değilim.” diyoruz.
Çünkü kadın olmak biraz da sürekli değişen bir bedenin, değişen duyguların ve değişen beklentilerin içinde kendine yeniden yer açmaya çalışmak.
Ve bunu çoğu zaman sessizce yapıyoruz.
Kimse görmeden.
Kimseye anlatmadan.
Belki de bu yüzden kadınların birbirine daha az öğüt, daha çok anlayış vermesi gerekiyor.
“Sen de böyle yap.”
“Ben olsam şöyle yapardım.”
“Buna neden izin verdin?”
yerine bazen sadece,
“Ben de bir zamanlar böyle hissettim.” demek yetiyor.
Çünkü bazı yaraların tavsiyeye değil, anlaşılmaya ihtiyacı var.
Belki kadınların birbirine söylemediği bütün bu küçük gerçeklerin ortak bir tarafı var:
Hiçbirimiz sandığımız kadar yalnız değiliz.
Hepimizin bazen kaçmak istediği, yorulduğu, kıskandığı, ağladığı, kendini beğenmediği, hiçbir şey yapmak istemediği günler oluyor.
Hepimiz bazen “Ben ne yapıyorum?” diye düşünüyoruz.
Hepimiz bazen hayatımızı baştan kurmak istiyoruz.
Ve hepimiz, ne kadar güçlü görünürsek görünelim, arada bir birinin omzuna başımızı koyup hiçbir şey anlatmadan durmak istiyoruz.
Belki artık birbirimize kusursuz kadınları değil, gerçek kadınları anlatmanın zamanı gelmiştir.
Çünkü birbirimize söylemediğimiz o küçük gerçeklerin içinde, aslında hepimizin birbirine benzeyen kocaman bir hikâyesi var.