Bu konu her mevsim geçişinde mutlaka gündeme gelir. Yaza girerken “Sıcaktan kavrulmaktan keyif alanlar, duyalım sesinizi, mutlu musunuz?”, kışa girerken ise “Soğuktan titrerken ‘kış candır’ diyenler neredesiniz?” temalı başlıkları bolca görmüşsünüzdür. Ben bu tartışmalarda kışı savunan taraftayım ama benim için asıl mesele sadece mevsimle ya da havayla ilgili değil.
Eylül ayında okulların açılmasıyla birlikte, yaz aylarında biraz dağılmaya yüz tutmuş düzenimiz yavaş yavaş yerine gelmeye başlıyor. Öğrenciler okullara dönüyor, tatile gidenler evine geliyor; tatile çıkamayanlar içinse “gidememe” hüznü artık önemini yitirmeye başlıyor. Yani sonunda özlediğimiz rutinlerimize yeniden kavuşuyoruz.
Yazın o plansız yaşantısı; “Piknik mi yapsak, tatile mi gitsek, çocukları evde nasıl oyalasak?” telaşı ve gün içinde sık sık kendini hatırlatan “Ay çok sıcak!” bunalmaları usulca toparlanıp gidiyor.
Artık her şey yeniden bir düzene oturuyor. Çocukların okul saatleri belli, herkes işine gücüne odaklı, resmi izin günleri önceden bilindiği için tatillerimiz bile kendiliğinden şekillenmeye başlıyor.
İşte bu rutinler ve düzen hali, yazın karmaşasından çok daha fazla mutlu ediyor beni.
Bu durumda bile kıştan nefret halindeyseniz, işin bir de kıyafet seçme tarafı var. Kabul edelim ki kışlık kıyafetler çok daha şık. Üstelik dondurucu soğuklarda kat kat giyinip bir çözüm üretebiliyoruz. Fakat kavurucu yaz sıcağında kendinizi serin sulara atmaktan ya da klimanın karşısına geçmekten başka pek de çare kalmıyor.
Kışın kötü yönleri yok mu? Tabii ki var, kabul ediyorum. Ama yazın getirdiği o “dağınıklık” hissindense, kışın sunduğu plan ve rutin benim için her zaman daha cazip. Aslında yaz mevsimindeki o düzensizlik hissi, kışın rutinini özlememize katkı sağladığı için yaz mevsimini de tamamen sevmiyorum diyemem.
Peki, sizin favori mevsiminiz hangisi?